BODRUM - TÜRKİYE'NİN TURiZM POTANSİYELİ :: EGE - Blogcu - Sayfa 3



TÜRKİYE'NİN TURiZM POTANSİYELİ :: EGE

Mutlaka Katılınması Gereken Mavi Tur

Kategori / Category: BODRUM

Artemis Tapınağı

Dünyanın en güzel kıyı şeridine sahip olan ülkemiz bu konudaki alt yapı eksiklikleri yüzünden dünya turizminin de gelmesi gereken noktada değil. İlk olarak Halikarnas balıkçısının, daha sonra Azra Erhat ve Selahattin Eyupoglu’nun yazıları ile tanıttığı Anadolu’nun güney batısında ve özellikle Bodrum Antalya arasında yer alan bu sahil şeridi gerçekten muhteşem. Adına Mavi Yol, Mavi tur denilen ve sizi Ege ve Akdeniz’in sonsuz güzellilerine, antik kentlerine, batıklarına götürecek bu yolculuktan artık kaçmamalısınız. Mavi turu Mayıs ile Kasım ayları arasında yapabilirsiniz. Şüphesiz oldukça büyük bir bölgeyi kapsayan Mavi Tur alanının bölüm bölüm gezmeniz gerekiyor. Bu artık klasikleşmiş turlardan en bilineni Gökova’yi kapsayan Mavi Tur. Bu turu teknenin kapasitesine göre 6, 8, 10, 12 kişilik guruplar halinde yapabilirsiniz. Son yıllarda yapılan çok büyük teknelerle şüphesiz bu sayı yükselebilir. genellide 6 ila yedi gün suren bu yolculuklar Gulet adi verilen Bodrum tipi tekneler ile yapılmakta. Gökova’nin dışında Fethiye bölgesi ve Antalya yöresinin içeren turlarda yapılmakta.

10:50 - 8/8/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summer


Bodrum Mimari Eserleri

Kategori / Category: BODRUM

Bodrum Kalesi
Iki liman arasinda kayalik bir alan üzerinde kurulmustur. Antik çagda önce ada olan bu alan sonralari anakaraya baglanarak yarimada seklini almistir.

1406 - 1523 tarihleri arasinda insa edilen St. Jean Sövalyeleri’nin kalesi, kare planli, 180 x 185 m. ölçülerindedir. Iç kale içinde degisik ülke adlari verilmis kuleler bulunmaktadir. En yüksek kule deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikteki Fransiz Kulesi’dir. Bu kuleden baska; Italyan, Alman, Yilanli ve Ingiliz kuleleri de bulunmaktadir. Kalenin dogu duvari disinda kalan bölümleri çift beden duvarlari olarak takviye edilmistir. Iç kaleye 7 kapi geçilerek ulasilir. Kapilar üzerinde armalar bulunmaktadir. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadir. Iç kalede Sapelin alti dahil olmak üzere 14 sarniç vardir. Kale korugani, çiftli duvarlararasi su hendegi, asma köprü, kontrol kulesi, II. Mahmut tugrasi kalenin göze çarpan yerlerindendir.

Bodrum Kalesi, 19. yüzyil sonunda kalenin hapishane olarak kullanildigi dönemde bir hamam yapisi ile Osmanli niteligi kazanmistir. Kale bugün Sualti Arkeoloji Müzesi olarak kullanilmaktadir. Müze kolleksiyonlarinda bulunan eserler Türk hamami, Amphora sergilemesi, Dogu Roma Gemisi, Cam Salonu, Cam Batigi, Sikke ve Mücevherat Salonu, Karyali Prenses Salonu, Ingiliz Kulesi, Iskence ve Katliam Odalari ve Alman Kulesi’nde sergilenmektedir. Ayrica, 33.5 dönüm genisligindeki bir arazi üzerine kurulmus olan kalede açik mekanlarda da eser sergilemesi yapilmaktadir.

Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi

1995 yilinda Avrupa ‘da Yilin Müzesi Yarismasi “Özel Övgü” ödülünü almistir. Müzede yasayan müzecilik anlayisi içinde modern sergilemelerden örnekler görmek mümkündür.

CAM BATIGI

Sualti Arastirma Enstitüsü (INA) Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi ile birlikte Türkiye’nin güney kiyilarinda bir dogal koy olan Serçe Limani’nda 1977 - 1979 yaz aylarinda Ortaçag’a ait bir batikta sualti kazisi yapmistir.

Fatimiler tarafindan yönetilen Suriye’nin güney kiyilarindan M.S. 1025 yillarinda yelken açan tekne çesitli yüklerin yanisira üç ton agirliginda külçe, kirik cam ve mamul cam tasimaktaydi. Cam külçeler Bizans Imparatorlugu’nun sinirlari içinde bulunan büyük olasilikla Kirim ya da Asagi Tuna yöresindeki küçük bir cam atölyesine sevkedilmekteydi.

Iki Latin yelkenle yol alan yaklasik 16 m. boyundaki bu tekne nehir seyrine de çok uygun alti düz bir yapiya sahiptir. Karinasi saglam kalmamasina ragmen, gemi yapim tarihi yönünden büyük önem tasiyan arkeolojik bir bulgudur. Tekne tasariminda kullanilan geometrik formüllere göre modern yapim teknigi ile insa edilmis en eski örnektir.

Serçe Limani batigindan çikartilan Islam cami, seramigi ve madeni eserleri ayni döneme ait en büyük buluntu toplulugudur.

Bu derleme, diger Ortaçag Islam kazilarindan elde edilen benzer esyalarin tarihlerinin daha dogru saptanmasina katkida bulunmakta ve Islam Sanati tarihindeki belli basli bir döneme bakis açisina yeni görüsler getirmektedir

BODRUM SUALTI ARKEOLOJI

MÜZESI TICARI AMPHORALARI

Müzedeki ticari amphoralarin büyük bir bölümü sualti buluntusudur. Bu amphoralar Bodrum’un süngercilik merkezi olmasi nedeniyle, sünger avlamak için su altina dalan süngerciler ve kangavacilar tarafindan çikarilarak müzeye armagan edilmistir. Bunlarin yaninda Sualti Arkeoloji Enstitüsü (INA)’nün yaptigi sualti kazilarindan gelen amphoralar da bulunmaktadir. Bu kazilar, M.Ö. 1200 Gelidonya Burnu Batigi, M.S. IV. yüzyil ve M.S. VII. yüzyil Yassiada Batiklari, M.S. XI. Yüzyil Serçe Limani Cam Batigi, M.Ö. III. yüzyil Hellenistik Batik ve M.Ö. XIV. yüzyil Kas Batigi kazilaridir.

Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi’ndeki ticari amphoralar, dünyanin en büyük amphora kolleksiyonudur. Degisik kökenli amphoralarin ancak onda biri, asagi avlu sundurmasinda, yasayan müzecilik anlayisina uygun olarak sergilenmistir. Müze kolleksiyonunda bulunan en eski amphoradan (M.Ö. 1400), 1992 üretimi testiye kadar pek çok amphoranin nasil tasindigi, ne tasindigi, ne tasidigi, gemilere istiflenis biçimi, tablolarla desteklenerek gösterilmistir. Sergilemenin sonunda bir Ortaçag Cam dükkani bulunmaktadir. Avluda mozaik ve kuyu vardir. Burada zaman zaman Roma dönemi giysili kisiler dolasmakta ve hediyelik esyalar satilmaktadir.

KARYALI PRENSES

1989 yili Nisan ayinda, Bodrum girisinde, temel kazisi sirasinda bir mezar odasi bulunmus ve Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi uzmanlarinca açilmistir. Mezar odasi içinde günümüze kadar hiç soyulmadan gelen bir lahit ortaya çikarilmistir. Mezar odasiyla lahit arasinda siyah sirli yonca agizli bir kap (Oinochoe) bulunmustur. Üç kadeh (60 cc.) sarap alabilen bu sürahi, muhtemelen ölen kisinin en sevdigi kaptir. Lahit kapagi yüzlerce kisinin gözü önünde kaldirilmistir. Oldukça iyi durumdaki bir iskeletle karsilasilmistir. Altin taç, iki altin kolye, altin elbise süsleri, üç yüzük ve iki bilezik bulunmustur. Lahit buluntulari göz kamastirici niteliktedir. Paleoantropologlarca kemikler üzerinde yapilan inceleme sonucunda, iskeletin birden fazla dogum yapan bir kadina ait oldugu anlasilmistir. Kadinin 40 yaslarinda öldügü sanilmaktadir. Buluntular, M.Ö. 360 - 325 yillarina tarihlendirilmektedir. Ölü topraginin elenmesi sirasinda findik faresine ait kemikler bulunmustur. Bu da Prenses’in son ziyaretçisinin lahte girdikten sonra çikamayan bir fare oldugunu göstermektedir. “Karyali Prenses” diye adlandirdigimiz bu soylu kisinin Hekatomnos sülalesinin bir üyesi oldugu sanilmaktadir. Karya Satrabi Mavsolos, M.Ö. 355′te Milas Labranda kutsal kentinde bir sölen evi (Andron) yaptirmistir. Prenses’in burada düzenlenen bayramlara katildigi düsünülmektedir. Karyali Prenses, Mavsolos sölen evi benzeri bir salonda, lahit buluntulari ve yeniden canlandirilmis yüz görünümüyle sergilenmektedir. Yüz yapim islemine kafatasinin alçidan kalibi alinarak baslanir. Elde edilen alçi kalip üzerindeki belirli noktalara igne çubuklar batirilir. Bu çubuklar bulunduklari noktalardaki yumusak dokularin maksimum kalinliklarini gösterir. Yüzün bütün özellikleri, kafatasinin anatomik yapisina göre; kil ile önce kaslar, sonra bunun üzerine yumusak dokular ve deri tek tek, adim adim

kaplanarak portre tamamlanir. Daha sonra iskeletin irksal özellikleri ile ilgili bilgiler degerlendirilerek; gözler, deri ve saç renklendirilir. Bu teknik kisinin gerçege yakin portresini verir. Sölen evinde, Karyali Prenses altin süslemeli uçusan elbisesiyle konuklari karsilamakta, nedimesi yonca agizli sürahiden sarap sunmakta lahidin basinda tütsü yakilmakta ve bir zamanlar kutsalligina inanilan altin küpeli, kahin yilan baliklari, dönemine ait unutulmus bir gelenegi tekrar yasatmaktadir. Anadolu’da her yil birçok kazi yapilmakta, yüzlerce mezar ortaya çikarilmaktadir. Buluntular, yasayan müzecilik anlayisiyla çok az müzede degerlendirilmektedir. Dünya müzeciliginde ilk defa, Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi, Karyali Prenses Salonu’nda, ziyaretçiyi zaman tünelinden geçer gibi 2400 yil önceye götürmekte ve tüm duyulara hitap ederek geçmisi yasatmaktadir.

M.S. 7.YÜZYIL

DOGU ROMA GEMISI

Sünger avcisi kaptan Kemal ARAS tarafindan 1958 yilinda bulunana dek gemi ve içindeki yük denizin dibinde kaldi. 1961-1964 yillari arasinda Pennsylvania Üniversitesinden Prof.Dr. George F.BASS baskanliginda Türk ve Amerikali uzmanlardan olusan bir ekip geminin kazisini yapti.Halen Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi Müdürü olan T. Oguz ALPÖZEN de bu ekibin bir üyesiydi.Kazi sonucu çikarilan eserler 30 yili askin bir süre Bodrum Kalesi’nde korundu.

Geminin kiç bölümü Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi ve INA uzmanlarinin çalismalariyla 1:1 ölçeginde yapildi.Dünya Müzeciliginde ilk kez gemi ve batik gemi bir arada sergilendi.

HALIKARNASSOS

Antik çagin en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos M.Ö. 11. yüzyilda kurulmus olmalidir. Dor kolonistleri tarafindan kurulmus olmasina karsin Halikarnassos özellikle M.Ö. 5. yüzyil baslarinda tam bir Ion kenti görünümündedir. O çagda Kraliçe Artemisia tarafindan yönetilen sehir Perslerin tarafini tutuyordu. Salamis deniz savasinda Artemisia’nin gemisini yanlislikla batirmasina karsin olayi anlamayan Pers krali tarafindan ödüllendirilmistir.

M.Ö. 5. Yüzyilda Pers Satrabi Mavsolos Halikarnassos’u Karya Bölgesi baskenti yapmis ve halki üç büyük kentte oturmaya mecbur etmistir. Bu sehirler Halikarnassos, Myndos ve Theangela’dir. Mausolos’un 353 yilinda ölümünden sonra yerine karisi ve kiz kardesi Artemisia geçmis ve kocasi adina Dünyanin Yedi Harikasi’nden biri sayilan mezar anitini tamamlamistir. Artemisia’nin 35l yilindaki ölümünden sonra da kardesi Idrieus, onun da ölümünden sonra basa M.Ö.334 yilinda kiz kardesi ve karisi Ada geçmistir. En küçük kardesi Piksadaros’un Ada’yi Alinda’ya sürmesinden sonra satrap oldugu bilinmektedir. Büyük Iskender 334′te sehri ele geçirdikten sonra Ada’yi sehri yönetmek üzere geri çagirmistir. Bu çagdan sonra sehir M.Ö. 129′a kadar bagimsiz kalmis daha sonra da Roma’nin Asia Eyaleti’ne bagli küçük bir sehir olarak varligini sürdürmüstür. M.S. 14. yüzyilda kisa bir süre Türklerin elinde kalmis, 1402 yilindan sonra St. Jean sövalyelerine verilmistir.

Bodrum 1523 yilinda Kanuni Sultan Süleyman’in Rodos seferi sirasinda Osmanli Imparatorlugu’na baglanmistir.

HALIKARNASSOS TIYATROSU

Halikarnassos antik kentinin kuzeyinde yer alan ve nekropol olarak kullanilmis olan Göktepe’nin güney yamacina rastlamis, M.Ö. 4. yüzyila tarihlenen görkemli bir yapidir. Roma Imparatorluk Çagi öncesi tiyatrolarinin tüm özelliklerini tasimaktadir.Tiyatro 3 bölümde ele alinabilir.

1.Kavca

Oturma kademeleri ana kayaya atnali seklinde oyularak biçimlendirilmis ve üzeri mermerle kaplanmistir. Oturma siralari ortadan yatay olarak geçen bir yolla enine ikiye ayrilmistir. Alt bölüm saglam bir biçimde günümüze kadar gelmistir. Üst bölüm ise doga ve insanlarin yaptigi tahribat nedeniyle harap bir durumda-dir. Oturma siralari ayrica dikine 11 merdivenle 12 bölüme ayrilmaktadir. Bu yatay ve dikey geçisler tiyatronun dolup bosalmasinda kolayliklar saglamak üzere yapilmistir. Eldeki verilere göre alt bölümde 30, üst bölümde 25 olmak üzere toplam 55 sira bulunmaktadir. Bu özelligi nedeniyle tiyatronun 12000-13000 kisi kapasiteli oldugu düsünülebilir. Oturma bölümünün yarim daireden büyük olmasi erken çaglara tarihlendirilebilen bir yapi olmasini desteklemektedir.

2.Orkestra bölümü

Tiyatronun ortasinda yer almaktadir ve oturma siralari bölümüne uygun olarak yarim daireden daha büyük bir biçimde yapilmistir. Antik çagda oynanan oyunlari söyledigi sarkilarla ve bir çesit ka-reografi ile destekleyen koro orkestrada yer almaktaydi. Ortada oturma siralarinin hemen önünde yer alan sunak, Anadolu da ortaya çikmis bir tanri olan Dionysos’a yapilan sunular için konulmustur. Roma çaginin sonlarina dogru bu tip tiyatrolarda gladyatör dövüsleri ve vahsi hayvan dövüsleri yapilmistir. Burada da seyircileri dövüsçülerden ayiran korkuluk levha kalintilarini görmek olasidir.

3. Sahne Yapisi

Tiyatronun güney kisminda yer alir. At nali biçimindeki oturma bölümünün açik kismini kapatacak biçimde insa edilmistir. Dikdörtgen bir yapidir. Iki katli bir yapi oldugu ve orkestraya bakan kisminda bir sahne önü podyumu oldugu izlenebilmektedir. Bu bölümün arka tarafindaki duvar üzerinde oynanacak oyuna göre degisen portatif dekor levhalarinin asildigi oyuklar görülebilmektedir. Sahne yapisindaki kapilar oyunda yer alan oyuncularin ve protokolün kullandigi kapilardir. Sahne binasi ile oturma bölümü arasinda yer alan paradokslar yani girisler izleyicilerin giris ve çikislarina ayrilmistir. Tiyatro kazi ve onariminin tamamlanabilmesi için Bosav Vakfi’na tahsis edilmistir.

MAVSOLEION

Antik dünyanin bilinen 7 harikasindan biri olan Mavsoleion antik adi Halikarnassos olan Bodrum Ilçesi’nde bulunmaktadir. M.Ö. 350 tarihinde eskiden de mezarlik olarak kullanilan bir alanda Karyali Pers Satrabi Mavsolos tarafindan insaatina baslanmis, ölümü üzerine kiz kardesi ve ayni zamanda karisi olan Artemisia tarafindan bitirilmistir. Anit 105 mt. X 242 mt. boyutundaki bir teras üzerine yapilmistir. Antik çagda yasamis olan yazarlar bu anitin mimarinin Pytheos oldugunu yazarlar. Ayrica bu görkemli aniti süsleyen kabartmalarin da o dönemde yasamis olan en ünlü heykeltraslardan Leokhares, Bryakuis, Skopas ve Timotheos tarafindan yapildigi gene antik yazarlardan ögrenilmektedir.

Anitin temelleri yerli kayaya oyularak olusturulan yaklasik 5 mt. derinlikteki bir çukur içine açilmistir. Antik kaynaklara göre tepedeki basamakli çatisi ile birlikte yaklasik 50 mt. yüksekliginde olan anitin yukari kisminda dört yani çevreleyen 36 sütundan (9×11) olusmus bir sütun sirasi bulunmaktaydi. Tepede 24 basamakli bir çati en üstte de 4 atli 1 araba ve arabanin içinde de Mavsolos ve Artemisia’nin heykelleri yer almaktaydi. Çatinin en alt basamagi üzerinde koruyucu aslan heykelleri bulundugu belirtilmektedir. Sütunlar arasinda heykeller bulunan sütun sirasinin altinda yapinin gövdesi üzerine de ünlü Amazon Frizi yerlestirilmisti. Anitin tamami yesil tas bloklarla insa edilmis dis yüzü beyaz mermer ve mavimsi kireç tasiyla kaplanmistir.

Uzun yillar doga ve insan tahribatina karsin ayakta duran mezar aniti M.S. 1304 yilinda tüm Bati Anadolu’yu sarsan depremle yikilmistir. 1846′da Lord Stratford’un ve 1857-1862 yillari arasinda Newton’un sürdürdügü kazilarda ortaya çikan eserlerle 19. yüzyil baslarinda St. Jean Sövalyeleri’nin kaleyi yaparken duvarda kullandigi eserler Newton tarafindan Ingiltere’deki British Museum’e gö- türülmüstür. Frizinden iki orjinal parçada Mavsoleion aniti alanindaki müzede bulunmaktadir. 1966-1972 yillari arasinda Danimarka Aarhus Üniversitesinden Prof. Dr. Kristian Jeppesen baskanligindaki Danimarkali kazi kurulu burada bilimsel arkeolojik kazilari sürdürmüs ve simdi elimizde olan degerli arkeolojik bilgileri olusturmustur. Yine Prof. Dr. Kristian Jeppe-sen’in bilimsel ve maddi katkilariyla bu alanda küçük bir müze yapisi olusturulmus ve 1982 yilinda ziyarete açilmistir.

Müzenin kapali bölümünde Mavsoleion’a iliskin tüm ayrintili bilgilerin Mavsoleion’un tarihinin asamalarina ve günümüzde yapilan arkeolojik arastirmalarin evrelerini ve buluntularini izlemek olasidir. Yari açik kisimda halen British Museum’da bulunan friz kabartmalarinin alçi kopyalarini görmek mümkün olmaktadir. Ayrica bu bölümde bir kisim mimari ayrintilar da buluntular isiginda sergilenmeye çalisilmistir. Müze yapisinda önümüzdeki yillarda bir revizyon ve sergilemede yeniden düzenleme çalismalari planlanmaktadir. Bu çalismalar sonucunda orijinali British Museum’da bulunan tüm yontularin 1/1 kopyalari müzede sergilenebilecektir.

PEDASA

(GÖKÇELER)

Bodrum’un kuzeyinde yer alan Leleg yerlesmesi M.Ö. 6-5. yüzyillarda önemli bir merkezdir. Pedasa sur duvarlari ile çevrili kulelerle takviye edilmis tepede iç kalesi bulunan bir kent konumundadir. Dini bir merkez olan sehrin Athena tapinagi sur duvarlari disindadir. Pedasa çevresinde büyük bir mezarlik alani vardir. Burada gömülmek bölge halki için bir onur sayilirdi.

TELMISSUS

(GÜRECE)

Dini bir merkezdir. Apollon tapinagi ile ve kehanet ocagi olarak ünlüdür. Gürece köyü arkasindaki tepede kalan Leleg yerlesmesi Antik Telmissus olabilir. Bugün tepede bir kule ve çevrede gömütler göze çarpar.

TERMERA

(ASPAT-ÇIFIT KALE)

Antik yazarlar Termera’yi Kos Adasinin karsisinda olarak tanimlar. Asarlik tepesi olarak bilinen yerlesmede bir de iç kale bulunur. Sehir halki Mavsolos döneminde Hali-karnassos’a yerlestirilmistir.

SYANGELA

(ALA ZEYTIN)

Leleg yerlesmesi iç kale etrafi sur duvarlari ve kulelerle çevrilmistir. Halka açik yapilar, pazar yeri, meclis yapisi, hereon tapinak gibi saglam taslardan özenli yapilmis anitsal binalar vardir.

MINDOS (GÜMÜSLÜK)

Leleg kenti Mindos önce Bozdag dorugunda kurulmustur. Mavsolos tarafindan sahilde kurulan yeni Mindos büyük bir alana yayilmistir. Surlarla çevrili kentin korunakli bir limani vardir. Bizans çagi kilisesi ve suyun içinde kalan dalgakiran ile kule kalintisi bugün göze çarpan kalintilar arasindadir. M.Ö. 44′de Sezar’in katilleri Brutus ve Cassius Mindos’u karargah olarak kullanmislardir.

THIANGELA

Etrafi sur duvarlari ile çevrili bir Leleg kentidir. Mavsolos devrinde çevre halki burada yerlesmek zorunda kalmistir. O çagda sehir dikdörtgen seklinde düzgün bir plana uygun olarak yeniden insa edilmistir.

MADNASA

Türkbükü ve Gölköy’ün yukarisindaki tepenin dorugunda surlarla çevrili bir Leleg yerlesmesidir.

URANIUM (BURGAZKALE)

Dis sur duvarlari ve iki kule göze çarpar.

10:48 - 8/8/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summer


Bodrum Turistik Yerler

Kategori / Category: BODRUM

Gece Bodrum‘da yaşam, günbatımından hemen önce, gecelemek için Kale‘ye uçan martı sürülerinin kanat hışırtıları ve limana dönmekte olan tur teknelerinin motor sesleriyle başlar. Ne yazık ki, geleneksel olarak güneşin denizin ardından batışını kokteyl yudumları arasında izleme keyfi, Bodrum havalisinin güneyinde, kıyıların elverişsizliği yüzünden yaşanamazsa da, Turgutreis benzeri batı kıyılarında bol bol çıkarılır. Bodrum‘un içinde yaşayanlar belki daha da şanslıdırlar. Bodrumlular belki gün batımını gözlemleyemezler ama, beyaz badanalı evlerin ve onları çevreleyen tepelerin yükselen gölgelerini, Kale‘nin yükseklerden yakaladığı güneş ışınlarının pencere ve duvarlarındaki altın yansımalarını ve kalenin ışıkları bir yanarken, bunların gök mavisi gölgelerini izleyebilirler. Bodrum‘da iyotun verdiği bol enerjiyle, geceler gündüze, gündüzler geceye döner.


Öylesi harika görünümleri yakalayan köşelerden biri Marina‘dır, diğerleri de limanın önünde uzanan kafe ve barlar… En iyi seyir yeri ise tepedeki anfitiyatrodur. Hakkıyla bir seyir istendiğinde, akşam alacakaranlığında özel bir ambiyansı olan amfitiyatro Bodrum‘u, limanı, kaleyi ve ardında bir uçtan öbür uca uzanan Ege‘yi ayaklar altına serer.
Amfitiyatrodan yavaş yavaş aşağı doğru inilirken, sakin çevreye girilir. Çocuklar cıvıl cıvıl oyuna dalmışlardır… İş saatleri sonrasında, açık bahçelerde veya evlerinin önündeki merdivenlere oturmuş anne ve babalar işten sonra, çay, bira veya rakılarının keyfini çıkarmaktadırlar. Bodrum‘un tüm sokaklarında konuklar akın akın sahilin yolunu tutarlar… Bu kez kalabalık limanda, bir kafeye, bara ya da restorana doğru. Yemekten önce, bir barda geleneksel olarak bir kokteyl alınır veya bir kadeh rakı (diğer adıyla “aslan sütü”) veya egzotik bir yerli içki, şarap ya da bira yudumlanır. Burada akşam yemekleri tüm kaygılardan uzak, yavaş yavaş ve saatler boyu sürebilir. Bodrum restoranlarında geleneksel Türk yemeklerinden çağdaş batı yemeklerine kadar değişen yiyecekler geniş bir yelpazede sunulur. Akşam yemeği genel olarak rakı ile başlar, yanısıra mezeler yenir, sonra asıl yemeğe ve sonunda da meyve veya tatlılara sıra gelir. Her birinin ardından da doğal olarak rakı yudumlanır.
Yemekten sonra Bodrum şafağa kadar uyanıktır. Çoğu dükkan ve butik geceyarısına kadar açıktır. Çok yerinde bir olaydır geç vakit alışveriş, çünkü yudumlanan içkilerin rehavetinde, günün sıcağını arkada bırakarak ve kapatmadan önce belki de dükkancının bir malı daha ucuza vereceği pazarlıklar yapılarak, en işi şekilde değerlendirilir vakit.
Türkiye‘nin belki de başka hiç bir yerinde olmadığı kadar çok sayıda bar vardır Bodrum‘da. Buralarda tüm damaklara uygun içkiler sunulur. Sıcacık atmosferli kıyı kahveleri, ışıklandırılmış kale duvarlarının canlılığı, gözlenen kalabalık sokaklardaki kenar barlar ve buralarda günün müziği dalga dalga ruhlara işler. Bazı kulüplerde ise Türk Folk Müziği veya caz müziği canlı olarak çalınır. Bazı otel ve tavernalarda düzenlenen Türk Geceleri‘nde ise saz ve zurna eşliğinde dansözler masalar arasında raks ederler.
Gece gösterilerinden sonra en popüler olan da piyasa yaparak görmek ve görünmektir. Akşam yemeğinin ardından sokaklarda amaçsızca dolaşılır ve bir yerde koyu bir fincan Türk kahvesi, bir fincan çay veya daha kuvvetli bir şeyler içilir.
Bodrum‘un güzel ikliminde gündüz geçen hoşça vakit güneşin batışıyla sona ermez. Kıyı restoranları tüm akşam boyu açıktır. Ay ışığında tekne gezileri hatta yüzmek bile çok hoştur. Bodrum‘un ışıltılarından uzaklaşıldığında, Türk semalarını, sanayileşmiş batıda hiç bir zaman görülemeyecek bir parlaklık kaplar. Bu büyülü görüntü en iyi şekilde, Karaada‘daki sıcak su kaynağının dışında demirli bir tekneden seyredilebilir. Burada, dostlarla birlikte, birkaç mumun ışığında, bel seviyesindeki suyun içindeki mağaraları keşif maceraları yaşanabilir. Hala enerjileri kalmış olanlar Bodrum diskoları ve gece kulüplerinde gündoğumuna dek durmaksızın dans edebilirler. Buradaki gece kulüplerinin çoğu açık havada ve kıyıdadır. Yörede geçirilen enerjik bir geceden sonra, çoğu Türkler, yatmadan önce bir tas çorba içmenin kendilerine iyi geleceğini düşünürler. Ertesi sabah uyanıldığında, akşamdan kalmış olmamak için, çorba içmek bir reçete sayılırsa da, çevrede daha çeşitli şeylerin yenebileceği pek çok küçük yer vardır.
Bu sıralarda müezzinler minarelere tırmanmaya başlamışlardır bile. Sabah ezanıyla birlikte yeni bir gün daha başlar… Ancak Bodrum‘un bizlere sunabileceği türden bir gün ve bir gece daha…
Gümbet
Son zamanlarda başlıbaşına bir yerleşim bölgesi haline gelen Gümbet, Bodrum‘un yalnızca 2 Km. Güneyindedir. Adını sayısız beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alan Gümbet, yarımadanın en uzun ve ünlü kumsallarından biridir. Kıyısı sığdır ve deniz sahilden yavaş yavaş derinleşir. En sıcak günlerde bile, koyun boğazından içeriye doğru serin bir esinti oluşur. Burası, ufak kiralık sandalları, su kayağı, sörf ve geniş kumsaldan başlayan paraksi gibi su sporlarıyla ünlü bir spor merkezidir.
Gümbet‘in popülaritesi, burada oldukça ünlü bir gece yaşamının doğmasına neden olmuştur. Gümbet sokakları, gün doğumuna kadar, barlardan ve yol kenarlarındaki kahvelerden gelen müzik seslerinin titreşimleriyle dolar.
Adaboğazı
Gümbet‘in batı ucunun sonunda bulunan küçük küçük koylar, önlerini kesin bir adanın da yardımıyla, kristal parlaklığında ve olağanüstü doğal güzellikte öyle bir su alanı oluştururlar ki, bu şairane yerin adına halk, doğal olarak Akvaryum der. Akvaryum‘a ancak teknelerle ulaşılabilir. Yolcular gezi tekneleriyle bu tarihi sulara gelerek, kendilerini 20 metre derinliğindeki dibin pırıl pırıl gözüktüğü kumluk denizin koynuna bırakarak yüzerler.
Bardakçı Koyu
Bardakçı koyu, Bodrum limanının hemen dışındadır. Eskiden su satıcılarına “bardakçı” denilirmiş. Bu isim, belki de tarihi Salmakis çeşmesinin Bardakçı‘sından kalmadır, kim bilir? Efsaneye göre, buradaki berrak su birikintisinde kendini gören Hermafroditus, kendi aksine öylesine aşık olmuş ki, buradaki su perisi ikisini de sonsuza dek birleştirmiş ve böylece Hermafrodit doğmuş. Bugün Bardakçı‘da lüks oteller, küçük pansiyonlar ve kumsal boyunca restoranlar bulunmaktadır. Yerel günlük teknelerin uğrak yeri olan Bardakçı, marina ile Gümbet arasındaki tepeden yürüyerek yalnızca bir dakika çeker.
Ege‘nin Türkiye yakasındaki başka hiç bir yeri, geleneksel Türk köyü yaşamını, modern bir yerleşim yerinin itiş kakışından yalnızca bir kaç dakika uzaklıkta ziyaretçilerin gözleri önüne böylesine seremez. Bodrum yarımadasını keşfetmenin pek çok yolu vardır. Bunlardan en çok keyif vereni, civardaki koyları ve kıyı köylerini, Bodrum limanından veya yerel limanlardan kalkan günübirlik gezi tekneleriyle dolaşmaktır.
Tatil geçirmek üzere denizi seçmenin pek çok nedeni vardır. Bir kere, deniz zevkin ta kendisidir… Dalgaların, rüzgârın ve yelken açmanın yarattığı iç rahatlığının birbirlerine karışımı bir başkadır; tekbaşınalık ve kendine yeterlilik duyguları, doğayla başbaşa iletişim, arkadaşlarla birarada olmak ve kişinin kendi kendineliği, deniz üstünde doruğa ulaşır. Tekneyle gezinmek için, taptaze esen rüzgârın, pırıl pırıl suların ve bol güneşin olduğu pek çok güzel yer vardır. Peki, öyleyse neden ille de Türkiye‘nin Ege kıyıları seçilir? Nedeni, yalnızca tekneyle gezmek değildir, çünkü dünyanın pek çok kıyısında bu zevk tadılabilir; ancak, demir atıldıktan sonra yaşanılanlar önemlidir. Ege kıyıları boyunca koyların ıssızlığı, köylülerin samimiyeti, görülmesi gereken tarihsel yerler… Tüm bunlar Türkiye‘yi deniz yoluyla dolaşmayı çok özelleştirir.
Antik kalıntıların anayurdu ve en eski çağlarda en ünlü kişelere tanık olmuş Ege‘nin Türkiye kıyılarındaki denizinin dünyada eşi benzeri yoktur. Bilindiği gibi, tarih boyunca eski Yunanlılar bu kıyılarda bir çok medeniyet kurmuşlardır. İskender ve lejyonları, dünyanın bu en zengin şehirlerini yağlamak üzere buralarda durakladılar. Bodrum yakınlarında, bir yanda Sezar donanmasını toparlarken, diğer yanda da Antonyo ve Kleopatra, ait kıyılarda keyif sürmekteydiler. Aziz Pol (St. Paul) sık sık buraya gelerek, Asya‘nın yedi kilesesini kurdu. Bu arada John da Mary‘I ıslah olmak üzere Kuşadası‘nın yukarısındaki dağlarda bulunan son barınağına gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman, orduların Marmaris‘te düzene sokarak, güçlü Rodos kalesindeki Haçlı şövalyelerine saldırdı. Aynı sularda, General Nelson, Mısır‘dan geri çekilen Napolyon‘u kovaladı.
Deniz taşımacılığından yararlanılarak; ticaret, ticari ilişkiler ve medeniyet gelişti, kültür arttı ve bu topraklar tarih boyu orduların uğrak yeri oldular. Bir zamanlar, kara yolculukları kervancılıktan biraz daha geliştiğinde, denizaşırı ticaretin boyutları, tarihi Ege kıyılarındaki bir çok şehrin kurulmasını ve korunmasını gerektirdi.
O zamanlar yük gemileri, bugünkü keyfi gemi yolculuklarının rotalarında, kıyıya iyice yakın seyrediyorlardı ve rüzgâr çıktığında, rahatlıkla koylara sığınabiliyorlardı. Bu yörede tarih boyunca şehirler kurularak, denizciler barındı. Özellikle de Knidos, bugünün Datça‘sının yakınlarından, Lorima Yarımadası‘nın ucunda bulunan geçen gemilerin mecburen ikmal yaptıkları ve kıyıdan yukarılara doğru yelken açmadan önce, şiddetli kuzey rüzgârının dinmesini bekledikleri bir noktaya taşındı. Zamanla, yaşamlarını deniz ticaretinden sağlayan sayısız Helenistik şehrin bütün direnmelerine karşın, kıyılar dolarak sığlaştı, bu sitelerin önemleri ve deniz ticaretleri giderek azaldı.
15-25 metrelik ticaret gemilerinin çağı yakın zamanlarda sona ermiştir. 25 yıl kadar önce ticari taşımacılığın çoğu böyle yerli yapı ahşap teknelerle sürdürmekteydi. Yol boyunca zevkle seyredilen manzaralardan dolayı, bu deniz yolculuğunun adına modern bir Türk deyişle “Mavi Yolculuk” denilmektedir.
Bugün, yerel kıyı trafiğini yalnızca gezinti tekneleri oluşturur. Büyük yük gemileriyse, açık denizlerde seyreder. Arasıra inşa edilen balıkçı teknelerinin dışında, yüzlerce tersanede, gezinti tekneleri inşa edilmektedir. İdeal iklim koşulları, davet edici sular ve her biri kendine özgü güzellikte birçok sayıda eski liman, koy ve kıyılar, başka birçok hoş ve çekici özellikler, modern Türkiye‘nin misafirperverliği ile Ege‘nin Türkiye kıyıları, akdeniz üzerindeki deniz yolculuğunu çok çekici hale getirmekte ve bu seyir cennetine özel bir isim verdirmektedir: Turkuaz kıyılar.
Turkuaz kıyılar, kuzeyde Kuşadası‘ndan güneyde antalya‘ya kadar yaklaşık 350 deniz milidir. Birbirine karışmış kıvrım kıvrım kıyılar, uzunluğu iki kez artırır. Hem körfezin karşısında ve her burnun etrafında ya yeni bir koy uzanır veya küçük bir köy, ya da antik bir site yer alır.
Bodrum‘dan çevreye kalkan gezi amaçlı tarifeler çok çeşitlidir. Bodrum yarımadasının kuzey ucundaki ıssız Güllük Körfezi‘nde, düzinelerde metruk koy boyunca gümrah ormanlar kayalık kıyılara doğru alçalır. Ziyaretçiler, sayısız metruk koyun ağaçlıklı yamaçlarında otlayan keçi sürülerinin boyunlarındaki çanların seslerini duyar. Güllük Körfezi‘nden yalnızca bir kaç kilometre içerilerde antik Didim harabeleri ve Iasos yer alır. Doğuştan denizci konuklar buralardaki harabelerin arasında demir atar, yerel denizcilerin yakaladığı balıkları birer birer tadarlar.
Bodrum‘dan güneydoğuya doğru, Güllük‘ten daha çok tanınan Gökova Körfezi yeralır. Gökova‘nın sayısız koyları, birer birer, kendilerine has keyiflerin türlerini sunarlar. Deniz kenarındaki köy ve tavernalar daha kalabalık ve canlı birer atmosfere sahiptirler. Gökova‘nın içindeki bir ada üzerinde kurulu antik Keramos şehri kalıntıları da ayrıca ünlüdür. Kleopatra kumsalının, Kleopatra ve sevgilisi Antonyüs için Mısır‘dan getirtildiği rivayet edilir. Gökova‘nın güneybatı ucunda, bir zamanların en büyük şehri ve antik çağın en büyük heykeltraşı Preksiteles‘in vatanı olan Knidos‘un kalıntıları yer alır. Bugün Knidos‘a ancak deniz yoluyla ulaşılır; binlerce yıl öncesinde de olduğu gibi, bu tarihi liman yatları barındırır.
Gökova Körfezi‘nin ardında güneyde antalya‘ya doğru kıyı 200 mil uzanır. Datça Yarımadası‘nın uzun burnunun altındaki Hisarönü Körfezi‘nde, doğuştan denizci konukların keşfedebilecekleri yüzlerce koy ve ada bulunmaktadır. Hisarönü‘nün ardında yeralan ünlü Marmaris‘in geniş koyunda, Türkiye Egesi‘nin en büyük otelleri ve marinası yer alır.
Marmaris‘ten Antalya‘ya kadar uzanan kıyı, olağanüstü güzellikleri gözler önüne serer. Karetta Kaplumbağaları‘nın son yuvalandıkları yer olan İztuzu kumsalı yemyeşil Dalyan‘ı korur. Nehrin ağzındaki kumsalın karşısında bulunan küçük teknelerin getirdikleri konuklar ünlü Kaunos harabelerini ziyaret ederler. Körfeze iyice sokulmuş Göcek Köyü ile gürültülü Fethiye Limanı, Fethiye Körfezi‘nin içindedirler. Fethiye‘nin güneyindeki Ölü Deniz‘in çakıllı kumsalı, benzeri görülmemiş güzellikteki küçük limanı korur. Küçük birer köy olan Kalkan ve Kaş‘I ziyaret edenler, batık şehri ve Osmanlı Kalesi‘ni görme şansını elde ederler. Mavi yolculuğun son durağı Antalya‘dır. Konuk tekne burada eski kasabanın gölgesine demir atar. İçindeki ziyaretçiler de Türkiye‘nin en büyük ve en ünlü yazlık şehirlerinden birinin gece yaşamından ve eğlence türlerinden örnekler yaşarlar. Bir çok uğrak limanının büyüleyici ve pırıl pırıl güzelliğinin yanısıra, Mavi Yolculuk sırasında, gulet tipi özel yapıdaki tekne ile pek çok yer gezilip görülebilir. İtalyanca‘daki “gouletta” sözcüğünden gelen “gulet”ler, geleneksel Akdeniz yelkenli teknelerinin çağdaş uyarlamalarıdır. Ege çamından yerel olarak inşa edilen guletin, geniş kaburgalı bir güvertesi ve geniş hacimli kabinleri vardır. Kaptan, aşçı ve tayfadan oluşan mürettebatı ve doğaya uyumlu görüntüsüyle guletler, turkuaz kıyıların keyfini çıkartmak için idealdir.
Denizi yüzlerinde hissetmek için yaratılmış deneyimli veya acemi denizciler, bu turkuaz suların keyfini çıkartabilmek için, kıyılardaki Kuşadası, Bodrum, Marmaris veya Antalya gibi belli başlı limanlardan; yat, üstü açık tekne, flotilla ve gulet gibi çeşitli türde tekneler kiralayabilirler.
Ege‘nin Türk kıyıları, doğası, tarihi ve konukseverliği ile, benzer yörelerden farklıdır. Buralara kolayca gelinebilir. Geldikten sonra da, modern dünyanın dert ve kederlerinden uzaklaşılır. Antik tarih, tenha koylar ve zamanın dışında kalmış köyler… Şehirlerin itiş kakışından ve telaşlı sayfiyelerden yalnızca kısa bir mesafedeki bu yerler, en yorgun konukların bile, biraları gelerek keşfetmelerine fırsat verir. Mavi Yolculuk, bir başka yerde asla görülemeyecek keşifler yapılacağını garanti eder.

10:47 - 8/8/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summer


Bodrum Tarihçesi

Kategori / Category: BODRUM

Halikarnassos‘ta (Bodrum‘un eski adı) M.Ö. 484 yılında doğan ve “Tarihin Babası” olarak bilinen HEREDOT‘a göre Bodrum Dor‘lar tarafından kurulmuştur. Daha sonra Karya ve Leleg‘ler bu bölgeye yerleşmişlerdir. M.Ö.650 yılında Megeralılar gelerek şehri genişletmişler adını da Halikarnassos olarak değiştirmişlerdir. Bodrum M.Ö. 386 yılında Persler‘in egemenliğine girmiştir.

Halikarnassos en parlak devrini M.Ö. 353 yılında Karya bölgesinin başkenti olunca yaşamıştır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum bu dönemde Kral Mausolos‘un anısına kızkardeşi ve aynı zamanda karısı olan Artemisia tarafından yaptırılmıştır.


Bodrum M.Ö. 192 Romalıların eline geçmiş ancak bu dönemde önemli bir gelişme göstermemiştir. M.S. 395 yılında Bizaslıların, M.S. XI yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. I. Haçlı savaşlarında Bizanslıların, XIV. yüzyılda tekrar Türklerin eline geçmiştir. 1415 yılında Rodos Şövalyelerinin eline geçmiştir. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde tekrar Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra adı Bodrum olarak değiştirilmiştir.

Bodrum Kalesi

Bodrum Kalesi iki liman arasında, üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerine kurulmuştur. Kuzey yönünden karaya bağlıdır. Kale kareye yakın bir plan göstermektedir. 180 x 185 metre ölçülerindedir. En yüksek yeri deniz seviyesinden 47,50 metre yükseklikteki Fransız kulesidir. Bu kuleden başka İngiliz, İtalyan, Alman kuleleri ile Yılanlı kule olmak üzere dört kule daha vardır. Kalenin doğu duvarı dışında kalan bölümleri, çift beden duvarı ile takviye edilmiştir. Şövalyeler denizde güçlü bir donanmaları olduğu için, denizden yapılacak bir hücumu savuşturacaklarına inandıklarından, deniz surlarını zayıf bırakmışlar, kara tarafındaki surları kuvvetlendirmişlerdir.
İç kaleye, yedi kapı geçilerek ulaşılır. Kalenin I. kapısı kuzeybatı köşesindedir. Kapıya karakol yanından bir rampa yol ile ulaşılır. Rampa başlangıcında kapı meyilin arkasında kalmaktadır. Böylece kapı direk top atışlarından korunmuş olmaktadır. Mermer kapı lentosu üzerinde Yunanca bir yazıt bulunmaktadır. 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jacques Gatineau, kalede casusluk edeceklerin cezalandırılacağını ihtar etmektedir. Bu da şövalyelerin çevrede yaşayanlara güvenmediğini göstermektedir.

Kapıdan içeri girildiğinde kuzey hendeği diye adlandırdığımız bölüme ulaşılır. Kapının iç tarafında üçlü bir arma grubu yer almaktadır.

Bodrum kalesinin duvarlarında 249 arma vardır. Ayrıca 16 arma da müze bahçesinde sergilenmektedir. Bu armalar genellikle birbirlerine benzemektedir. Asılları boyalı olan bu armaların boyaları silindiği için bir kısmının kime ait olduğu bilinememektedir. Armaların üzerlerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri bulunmaktadır. Kale burçlarında bulunan armaların bazılarında boya izleri hala görülmektedir. Fransız kulesinin kuzeydoğu üst köşesindeki bayrak üzerinde, doğu duvarı, seyirdim yolunun Fransız kulesine bakan tarafında, Sen Katerin kabartmasında renk izlerine rastlanmaktadır.

Kalenin I. kapısının iç tarafında bulunan, üçlü arma grubunun ortasındaki arma, kale komutanı Jacques Gatineau´ya aittir. Armaların altındaki Latince yazıda “İnanç, Katolik kilisesi adına burada Gatineau tarafından korunacaktır.” denmektedir. Bu arma grubunun solunda, kapı lentosunun üzerindeki aslan Hellenistik Çağa aittir.

Aslı bir arma köprüsü olan tahta köprüden, eğimli taş yola ulaşılır. Hendeğin içi liman yapılmadan önce kısmen deniz suyu ile dolmaktaydı. Sağdaki moloz duvar, kale hapishane olarak kullanıldığı zaman ilave edilmiştir. Kalın duvarlı, çatısı eğimli, büyük yapı top koruganıdır. Hendeğin batıdan gelecek hücumlara karşı korunması için, üzerindeki armalardan anlaşıldığına göre 1513´te yapılmıştır. Top mazgalları, hendek ve liman yönünde görülmektedir. Limana girecek teknelerin su kesimine ateş edebilmek amacıyla deniz seviyesine yakındır.

Günümüzde kuzey hendeği Bodrum Festivali´nin yapıldığı, tiyatro oyunlarının oynandığı bir alan olarak değerlendirilmektedir. Oturma kademelerinin gerisinde, hendeğin arkasında görülen mezar Roma Devrine aittir.

II. kapı üzerinde en tepede taçlı bir kartalın bulunduğu üçlü bir arma grubu yer almaktadır. Üçlü arma grubunun solunda tek bir arma yer almaktadır. Bu kapının solunda iptal edilmiş bir kapı bulunmaktadır. Üzerinde iki arma bulunmaktadır. II. kapı geçildikten sonra küçük bir avluya varılır. Avlunun denize bakan yönünde içi dolgu olan liman kulesi bulunmaktadır. Top koruganının girişi de buradadır. Kapı lentosu üzerinde imparator Hadrianus´la ilgili Yunanca bir yazıt vardır. Top koruganı halen sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.

III. kapı çok iyi korunmuş bir kapıdır. Duvar içerisinde aşağıdan yukarıya doğru hareketli demir levha için kapı boşluğu ve yağ delikleri vardır. III. kapı üzerinde bize göre solda iki arma bulunmaktadır. Tarikatın arması, sağda üstad-ı azam Guy de Blanchfort´un (1512-1513) arması vardır. Alttaki haçlı armanın hangi şövalyeye ait olduğu bilinmemektedir.

Bu kapıdan geçilince batı hendeğine ulaşılır. Sağda görülen beden duvarındaki yeşil taşların tümü Mausoleion´dan getirilmiştir. IV. kapının karşısındaki liman kulesi nişi içinde bir Romalı komutan heykeli bulunmaktadır. Bu tür heykel gövdelerine çokça rastlanmaktaydı. Bunların başları da ayrı yapıldığından yeni komutan geldiğinde, eski komutanın başı alınarak gövdeye yeni komutanın başı konuyordu.

IV. kapı merdivenli bir tonoza açılır. Kapı üzerinde dört arma bulunmaktadır. IV. kapıdan yukarı çıkmak yerine, batı hendeği içindeki iki taraflı ağaçlıklı yolda ilerlendiğinde, antik Halikarnassos ve çevresinden toplanmış sunaklar, lahitler ve çeşitli eserler izlenir. Solda su deposundan başlayan taş duvar XIV. yüzyıl ortalarında yapılmış Türk Kalesi´ne aittir. Şövalyeler sonradan Mausoleion´un taşlarıyla burada izlenebileceği gibi, duvarları yükseltmişler ve kaleyi büyültmüşlerdir. Şövalyeler hendekleri ulaşım yolu olarak kullanmamışlar, asma köprülerle iç kaleye ulaşmışlardır. Hendeğin kapatıldığı güney duvarı üzerinde Mausoleion´un yeşil taşlarından yapılmış asma köprü ayağı görülebilir. Ayağın iki yanındaki duvar, kale hapishane olarak kullanıldığında yapılmıştır. Hendeğin sonundaki taş merdiven de sonradan ilave edilmiştir.

Merdivenin sağında duvar üzerinde görülen kabartmada Saint George´un ejderhayı öldürmesi gösterilmektedir. Bu kabartmanın orijinal yeri burası değildir. İç kaleden, İtalyan kulesinin kuzey duvarından getirilmiştir. Saint George figürünün altında üç arma görülmektedir. Merdiveni çıkınca karşımıza gelen kapı üzerinde, ortada Piere d´Aubusson´un tarikat haçı ile birleşik arması bulunmaktadır. 1476-1503 yılları arasında Rodos´ta üstad-ı azam olarak görev yapmıştır. Bir çok kere de Bodrum Kalesi´ni ziyaret etmiştir. Kendisine sığınan Cem Sultan´ı tutsak ettiği için papa tarafından kardinal başlığı rütbesiyle ödüllendirilmiştir. Arma üzerinde püsküllü kardinal başlığı görülmektedir. Arma sarı zemin üzerine çatallı kırmızı haçtır. Bundan başka iki arma daha vardır.

Kapıyı geçince sağda görülen küçük kule, asma köprünün kontrol kulesidir. Bu kulenin batıdaki dış duvarı yüzünde II. Mahmut´un tuğrası vardır. Üzerinde hicri 1235 tarihi okunmaktadır. Bu tuğra, sol alttaki Malta haçından da anlaşılacağı gibi bir şövalye armasının üzerine yazılmıştır.

İç kaleye girmek için geriye dönülüp, dar yol takip edilmelidir. Solda kale duvarının üzerinde, yüksekçe bir yerde bir arma grubu vardır. Bu arma ile ilgili bir fotoğraf sonradan kapatılmış mazgal deliklerinden birinde sergilenmektedir.

VI. kapının üzerindeki Latince yazıtta “Efendimiz uyurken bizi koru, uyanıkken kurtar. Senin koruman olmadıkça bizi kimse koruyamaz.” denmektedir. Yazıtın altında üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu kapıdan geçilince kalenin güney bölümüne ulaşılır. Burada çevre duvarı iki tanedir. VII. Kapının karşısında su yalağı olarak kullanılmış iki lahit bulunmaktadır. VII. kapı üzerinde üçlü bir arma grubu vardır.

Kesik tonozlu bir koridorla iç kaleye girilir. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır. İç kale girişi üzerinde de bir önceki arma grubu işlenmiştir. İç kalede ve şapelin altında ondört sarnıç vardır. Kale muhasara edildiği zaman, gerekli su bu sarnıçlardan sağlanabilmiştir. Bu sarnıçlardan bazıları halen kullanılmaktadır.

İç avluda antik dünyanın ve yörenin tüm ağaç ve çiçeklerini görmek mümkündür. Bunlardan biri defnedir. (Grekçe´si daphne, Latincesi laurus). Anadolu´da zakkum diye bilinen bu ağaç çiçekleri ve yaz kış dökülmeyen yaprakları ile kaleyi süslemektedir. Kralların ve soyluların gölgesini sağlıklı buldukları çınar ağacı kalenin orta avlusundadır. Antik dünyada çok önemli yeri olan zeytin ağacı ile pek çok törende kullanılan mersin de yetiştirilmektedir. Mersin Afrodit´in kutsal ağacı idi. Kuşlardan güvercin, çiçeklerden de gül Afrodit´e adanmıştı. Güvercinlerin selamlamalarıyla karşılaşmak ve gül kokularını duymak belki de kaleyi gezenlere Afrodit´i anımsatacaktır. Adam otu tükenmekte olan bir bitkidir. Bu yüzden kalede itina ile yetiştirilmektedir. Bu otun tıpta anestezide kullanıldığı bilinmektedir. Yaz boyunca en güzel moru açan ipek karanfilleri, her türlü rengi olan gülfatmaları (sardunya), çeşitli kaktüsleri, begonvilleri ve Kıbrıs akasyasından, çam, gölge ağacı, nar ve duta kadar Akdeniz iklimine uygun her türlü çiçek ve ağacı kalede görmek mümkündür.

Mausoleum

Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Mausoleum‘un yapımına Karya Satrabı Mavsolos zamanında (tahmini M.Ö.355) başlanmış ölümünden sonra kızkardeşi, aynı zamanda karısı olan Artemissia yapımına devam etmiştir.

Bu eser İon düzeninde 36 sütünun süslediği orijinali 46 metre yüksekliğinde olan ve tepesinde bir zafer arabası bulunan 21 basamaklı bir piramidin taçlandırdığı dev bir anıt mezardır.

M.S. 13 yüzyıla kadar korunan antik mezar önce bir depremle yıkılmış daha sonrada taşları Bodrum Kalesinin yapımında kullanılmıştır. Ayrıca bu mezara ait birçok kabartma ve heykeller 1856 yılında İngiliz Arkeolog C. Newton tarafından British Museum‘a götürülmüştür. Bu yüzden bu anıta ait eserlerin çoğu British Museum‘da, ancak çok az bir kısmı Bodrum‘da sergilenmektedir.

Antik Tiyatro

Helen döneminden günümüze gelen önemli kalıntılardan biridir. Kapasitesi 13.000 kişiliktir. 3 ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar Sahne, Orkestra ve Oturma yeridir. Bina uzun dikdörtgen bir yapıdır. Her iki uçta oyuncuların gireceği birer kapı bulunmaktadır. Bunlardan başka 3 ana giriş kapısı bulunmaktadır.1973 yılında yapılan kazılardan sonra açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir.
Ay giriyor sahneye ve günümüze ulaşan anıtsal Antik Tiyatro, Göktepe´ nin güney yamacında ışıldıyor.. Antik geleneğe uygun, yamaca sırtını dayamış bu yapı, sahne (skene), orkestra çukuru ve oturma yerleri (kavea ya da theatreon) ile Mavsolos döneminde onarılıyor ve aynı zamanda, Anadolu´ nun en eski tiyatrolarından biri sayılıyor.
Yumuşak ana kaya oyularak yamaca yaslanan oturma yerleri, ortadan geçen ´diazoma´ ile ´alt maenia´ ve ´üst maenia´ diye iki bölüme ayrılıyor. Gezip göreceğiniz Antik Tiyatro´ da günümüze oldukça sağlam biçimde oluşan ve 12 radyal merdivenle 11 parçaya ayrılan alt bölümü gezecek, oturma yerlerinin bazılarının üzerine yazılan adları -ola ki o çağda- tiyatroya yardım veren ya da kombine bilet alan kişilerin adlarını - okuyabileceksiniz!

Mindos Kapısı

Halikarnassos‘un iki giriş kapısından biri olan Mindos Kapısı Bodrum‘un Batı tarafındadır.Günümüze kadar sadece duvar kalıntıları kalmıştır. Turkcell‘in sponsorluğunda kazı ve restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Büyük İskender şehri kuşatmaya M.Ö.333 yılında bu kapıdan girmiştir. Çok zorlu bir direnişten sonra şehri fethetmiş ve Mausoleum hariç tüm şehri tahrip etmiştir.

10:44 - 8/8/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summer


BODRUM TURİSTİK YERLERİ

Kategori / Category: BODRUM

Gece Bodrum‘da yaşam, günbatımından hemen önce, gecelemek için Kale‘ye uçan martı sürülerinin kanat hışırtıları ve limana dönmekte olan tur teknelerinin motor sesleriyle başlar. Ne yazık ki, geleneksel olarak güneşin denizin ardından batışını kokteyl yudumları arasında izleme keyfi, Bodrum havalisinin güneyinde, kıyıların elverişsizliği yüzünden yaşanamazsa da, Turgutreis benzeri batı kıyılarında bol bol çıkarılır. Bodrum‘un içinde yaşayanlar belki daha da şanslıdırlar. Bodrumlular belki gün batımını gözlemleyemezler ama, beyaz badanalı evlerin ve onları çevreleyen tepelerin yükselen gölgelerini, Kale‘nin yükseklerden yakaladığı güneş ışınlarının pencere ve duvarlarındaki altın yansımalarını ve kalenin ışıkları bir yanarken, bunların gök mavisi gölgelerini izleyebilirler. Bodrum‘da iyotun verdiği bol enerjiyle, geceler gündüze, gündüzler geceye döner.


Öylesi harika görünümleri yakalayan köşelerden biri Marina‘dır, diğerleri de limanın önünde uzanan kafe ve barlar… En iyi seyir yeri ise tepedeki anfitiyatrodur. Hakkıyla bir seyir istendiğinde, akşam alacakaranlığında özel bir ambiyansı olan amfitiyatro Bodrum‘u, limanı, kaleyi ve ardında bir uçtan öbür uca uzanan Ege‘yi ayaklar altına serer.
Amfitiyatrodan yavaş yavaş aşağı doğru inilirken, sakin çevreye girilir. Çocuklar cıvıl cıvıl oyuna dalmışlardır… İş saatleri sonrasında, açık bahçelerde veya evlerinin önündeki merdivenlere oturmuş anne ve babalar işten sonra, çay, bira veya rakılarının keyfini çıkarmaktadırlar. Bodrum‘un tüm sokaklarında konuklar akın akın sahilin yolunu tutarlar… Bu kez kalabalık limanda, bir kafeye, bara ya da restorana doğru. Yemekten önce, bir barda geleneksel olarak bir kokteyl alınır veya bir kadeh rakı (diğer adıyla “aslan sütü”) veya egzotik bir yerli içki, şarap ya da bira yudumlanır. Burada akşam yemekleri tüm kaygılardan uzak, yavaş yavaş ve saatler boyu sürebilir. Bodrum restoranlarında geleneksel Türk yemeklerinden çağdaş batı yemeklerine kadar değişen yiyecekler geniş bir yelpazede sunulur. Akşam yemeği genel olarak rakı ile başlar, yanısıra mezeler yenir, sonra asıl yemeğe ve sonunda da meyve veya tatlılara sıra gelir. Her birinin ardından da doğal olarak rakı yudumlanır.
Yemekten sonra Bodrum şafağa kadar uyanıktır. Çoğu dükkan ve butik geceyarısına kadar açıktır. Çok yerinde bir olaydır geç vakit alışveriş, çünkü yudumlanan içkilerin rehavetinde, günün sıcağını arkada bırakarak ve kapatmadan önce belki de dükkancının bir malı daha ucuza vereceği pazarlıklar yapılarak, en işi şekilde değerlendirilir vakit.
Türkiye‘nin belki de başka hiç bir yerinde olmadığı kadar çok sayıda bar vardır Bodrum‘da. Buralarda tüm damaklara uygun içkiler sunulur. Sıcacık atmosferli kıyı kahveleri, ışıklandırılmış kale duvarlarının canlılığı, gözlenen kalabalık sokaklardaki kenar barlar ve buralarda günün müziği dalga dalga ruhlara işler. Bazı kulüplerde ise Türk Folk Müziği veya caz müziği canlı olarak çalınır. Bazı otel ve tavernalarda düzenlenen Türk Geceleri‘nde ise saz ve zurna eşliğinde dansözler masalar arasında raks ederler.
Gece gösterilerinden sonra en popüler olan da piyasa yaparak görmek ve görünmektir. Akşam yemeğinin ardından sokaklarda amaçsızca dolaşılır ve bir yerde koyu bir fincan Türk kahvesi, bir fincan çay veya daha kuvvetli bir şeyler içilir.
Bodrum‘un güzel ikliminde gündüz geçen hoşça vakit güneşin batışıyla sona ermez. Kıyı restoranları tüm akşam boyu açıktır. Ay ışığında tekne gezileri hatta yüzmek bile çok hoştur. Bodrum‘un ışıltılarından uzaklaşıldığında, Türk semalarını, sanayileşmiş batıda hiç bir zaman görülemeyecek bir parlaklık kaplar. Bu büyülü görüntü en iyi şekilde, Karaada‘daki sıcak su kaynağının dışında demirli bir tekneden seyredilebilir. Burada, dostlarla birlikte, birkaç mumun ışığında, bel seviyesindeki suyun içindeki mağaraları keşif maceraları yaşanabilir. Hala enerjileri kalmış olanlar Bodrum diskoları ve gece kulüplerinde gündoğumuna dek durmaksızın dans edebilirler. Buradaki gece kulüplerinin çoğu açık havada ve kıyıdadır. Yörede geçirilen enerjik bir geceden sonra, çoğu Türkler, yatmadan önce bir tas çorba içmenin kendilerine iyi geleceğini düşünürler. Ertesi sabah uyanıldığında, akşamdan kalmış olmamak için, çorba içmek bir reçete sayılırsa da, çevrede daha çeşitli şeylerin yenebileceği pek çok küçük yer vardır.
Bu sıralarda müezzinler minarelere tırmanmaya başlamışlardır bile. Sabah ezanıyla birlikte yeni bir gün daha başlar… Ancak Bodrum‘un bizlere sunabileceği türden bir gün ve bir gece daha…
Gümbet
Son zamanlarda başlıbaşına bir yerleşim bölgesi haline gelen Gümbet, Bodrum‘un yalnızca 2 Km. Güneyindedir. Adını sayısız beyaz kubbeli yağmur sarnıçlarından alan Gümbet, yarımadanın en uzun ve ünlü kumsallarından biridir. Kıyısı sığdır ve deniz sahilden yavaş yavaş derinleşir. En sıcak günlerde bile, koyun boğazından içeriye doğru serin bir esinti oluşur. Burası, ufak kiralık sandalları, su kayağı, sörf ve geniş kumsaldan başlayan paraksi gibi su sporlarıyla ünlü bir spor merkezidir.
Gümbet‘in popülaritesi, burada oldukça ünlü bir gece yaşamının doğmasına neden olmuştur. Gümbet sokakları, gün doğumuna kadar, barlardan ve yol kenarlarındaki kahvelerden gelen müzik seslerinin titreşimleriyle dolar.
Adaboğazı
Gümbet‘in batı ucunun sonunda bulunan küçük küçük koylar, önlerini kesin bir adanın da yardımıyla, kristal parlaklığında ve olağanüstü doğal güzellikte öyle bir su alanı oluştururlar ki, bu şairane yerin adına halk, doğal olarak Akvaryum der. Akvaryum‘a ancak teknelerle ulaşılabilir. Yolcular gezi tekneleriyle bu tarihi sulara gelerek, kendilerini 20 metre derinliğindeki dibin pırıl pırıl gözüktüğü kumluk denizin koynuna bırakarak yüzerler.
Bardakçı Koyu
Bardakçı koyu, Bodrum limanının hemen dışındadır. Eskiden su satıcılarına “bardakçı” denilirmiş. Bu isim, belki de tarihi Salmakis çeşmesinin Bardakçı‘sından kalmadır, kim bilir? Efsaneye göre, buradaki berrak su birikintisinde kendini gören Hermafroditus, kendi aksine öylesine aşık olmuş ki, buradaki su perisi ikisini de sonsuza dek birleştirmiş ve böylece Hermafrodit doğmuş. Bugün Bardakçı‘da lüks oteller, küçük pansiyonlar ve kumsal boyunca restoranlar bulunmaktadır. Yerel günlük teknelerin uğrak yeri olan Bardakçı, marina ile Gümbet arasındaki tepeden yürüyerek yalnızca bir dakika çeker.
Ege‘nin Türkiye yakasındaki başka hiç bir yeri, geleneksel Türk köyü yaşamını, modern bir yerleşim yerinin itiş kakışından yalnızca bir kaç dakika uzaklıkta ziyaretçilerin gözleri önüne böylesine seremez. Bodrum yarımadasını keşfetmenin pek çok yolu vardır. Bunlardan en çok keyif vereni, civardaki koyları ve kıyı köylerini, Bodrum limanından veya yerel limanlardan kalkan günübirlik gezi tekneleriyle dolaşmaktır.
Tatil geçirmek üzere denizi seçmenin pek çok nedeni vardır. Bir kere, deniz zevkin ta kendisidir… Dalgaların, rüzgârın ve yelken açmanın yarattığı iç rahatlığının birbirlerine karışımı bir başkadır; tekbaşınalık ve kendine yeterlilik duyguları, doğayla başbaşa iletişim, arkadaşlarla birarada olmak ve kişinin kendi kendineliği, deniz üstünde doruğa ulaşır. Tekneyle gezinmek için, taptaze esen rüzgârın, pırıl pırıl suların ve bol güneşin olduğu pek çok güzel yer vardır. Peki, öyleyse neden ille de Türkiye‘nin Ege kıyıları seçilir? Nedeni, yalnızca tekneyle gezmek değildir, çünkü dünyanın pek çok kıyısında bu zevk tadılabilir; ancak, demir atıldıktan sonra yaşanılanlar önemlidir. Ege kıyıları boyunca koyların ıssızlığı, köylülerin samimiyeti, görülmesi gereken tarihsel yerler… Tüm bunlar Türkiye‘yi deniz yoluyla dolaşmayı çok özelleştirir.
Antik kalıntıların anayurdu ve en eski çağlarda en ünlü kişelere tanık olmuş Ege‘nin Türkiye kıyılarındaki denizinin dünyada eşi benzeri yoktur. Bilindiği gibi, tarih boyunca eski Yunanlılar bu kıyılarda bir çok medeniyet kurmuşlardır. İskender ve lejyonları, dünyanın bu en zengin şehirlerini yağlamak üzere buralarda durakladılar. Bodrum yakınlarında, bir yanda Sezar donanmasını toparlarken, diğer yanda da Antonyo ve Kleopatra, ait kıyılarda keyif sürmekteydiler. Aziz Pol (St. Paul) sık sık buraya gelerek, Asya‘nın yedi kilesesini kurdu. Bu arada John da Mary‘I ıslah olmak üzere Kuşadası‘nın yukarısındaki dağlarda bulunan son barınağına gönderdi. Kanuni Sultan Süleyman, orduların Marmaris‘te düzene sokarak, güçlü Rodos kalesindeki Haçlı şövalyelerine saldırdı. Aynı sularda, General Nelson, Mısır‘dan geri çekilen Napolyon‘u kovaladı.
Deniz taşımacılığından yararlanılarak; ticaret, ticari ilişkiler ve medeniyet gelişti, kültür arttı ve bu topraklar tarih boyu orduların uğrak yeri oldular. Bir zamanlar, kara yolculukları kervancılıktan biraz daha geliştiğinde, denizaşırı ticaretin boyutları, tarihi Ege kıyılarındaki bir çok şehrin kurulmasını ve korunmasını gerektirdi.
O zamanlar yük gemileri, bugünkü keyfi gemi yolculuklarının rotalarında, kıyıya iyice yakın seyrediyorlardı ve rüzgâr çıktığında, rahatlıkla koylara sığınabiliyorlardı. Bu yörede tarih boyunca şehirler kurularak, denizciler barındı. Özellikle de Knidos, bugünün Datça‘sının yakınlarından, Lorima Yarımadası‘nın ucunda bulunan geçen gemilerin mecburen ikmal yaptıkları ve kıyıdan yukarılara doğru yelken açmadan önce, şiddetli kuzey rüzgârının dinmesini bekledikleri bir noktaya taşındı. Zamanla, yaşamlarını deniz ticaretinden sağlayan sayısız Helenistik şehrin bütün direnmelerine karşın, kıyılar dolarak sığlaştı, bu sitelerin önemleri ve deniz ticaretleri giderek azaldı.
15-25 metrelik ticaret gemilerinin çağı yakın zamanlarda sona ermiştir. 25 yıl kadar önce ticari taşımacılığın çoğu böyle yerli yapı ahşap teknelerle sürdürmekteydi. Yol boyunca zevkle seyredilen manzaralardan dolayı, bu deniz yolculuğunun adına modern bir Türk deyişle “Mavi Yolculuk” denilmektedir.
Bugün, yerel kıyı trafiğini yalnızca gezinti tekneleri oluşturur. Büyük yük gemileriyse, açık denizlerde seyreder. Arasıra inşa edilen balıkçı teknelerinin dışında, yüzlerce tersanede, gezinti tekneleri inşa edilmektedir. İdeal iklim koşulları, davet edici sular ve her biri kendine özgü güzellikte birçok sayıda eski liman, koy ve kıyılar, başka birçok hoş ve çekici özellikler, modern Türkiye‘nin misafirperverliği ile Ege‘nin Türkiye kıyıları, akdeniz üzerindeki deniz yolculuğunu çok çekici hale getirmekte ve bu seyir cennetine özel bir isim verdirmektedir: Turkuaz kıyılar.
Turkuaz kıyılar, kuzeyde Kuşadası‘ndan güneyde antalya‘ya kadar yaklaşık 350 deniz milidir. Birbirine karışmış kıvrım kıvrım kıyılar, uzunluğu iki kez artırır. Hem körfezin karşısında ve her burnun etrafında ya yeni bir koy uzanır veya küçük bir köy, ya da antik bir site yer alır.
Bodrum‘dan çevreye kalkan gezi amaçlı tarifeler çok çeşitlidir. Bodrum yarımadasının kuzey ucundaki ıssız Güllük Körfezi‘nde, düzinelerde metruk koy boyunca gümrah ormanlar kayalık kıyılara doğru alçalır. Ziyaretçiler, sayısız metruk koyun ağaçlıklı yamaçlarında otlayan keçi sürülerinin boyunlarındaki çanların seslerini duyar. Güllük Körfezi‘nden yalnızca bir kaç kilometre içerilerde antik Didim harabeleri ve Iasos yer alır. Doğuştan denizci konuklar buralardaki harabelerin arasında demir atar, yerel denizcilerin yakaladığı balıkları birer birer tadarlar.
Bodrum‘dan güneydoğuya doğru, Güllük‘ten daha çok tanınan Gökova Körfezi yeralır. Gökova‘nın sayısız koyları, birer birer, kendilerine has keyiflerin türlerini sunarlar. Deniz kenarındaki köy ve tavernalar daha kalabalık ve canlı birer atmosfere sahiptirler. Gökova‘nın içindeki bir ada üzerinde kurulu antik Keramos şehri kalıntıları da ayrıca ünlüdür. Kleopatra kumsalının, Kleopatra ve sevgilisi Antonyüs için Mısır‘dan getirtildiği rivayet edilir. Gökova‘nın güneybatı ucunda, bir zamanların en büyük şehri ve antik çağın en büyük heykeltraşı Preksiteles‘in vatanı olan Knidos‘un kalıntıları yer alır. Bugün Knidos‘a ancak deniz yoluyla ulaşılır; binlerce yıl öncesinde de olduğu gibi, bu tarihi liman yatları barındırır.
Gökova Körfezi‘nin ardında güneyde antalya‘ya doğru kıyı 200 mil uzanır. Datça Yarımadası‘nın uzun burnunun altındaki Hisarönü Körfezi‘nde, doğuştan denizci konukların keşfedebilecekleri yüzlerce koy ve ada bulunmaktadır. Hisarönü‘nün ardında yeralan ünlü Marmaris‘in geniş koyunda, Türkiye Egesi‘nin en büyük otelleri ve marinası yer alır.
Marmaris‘ten Antalya‘ya kadar uzanan kıyı, olağanüstü güzellikleri gözler önüne serer. Karetta Kaplumbağaları‘nın son yuvalandıkları yer olan İztuzu kumsalı yemyeşil Dalyan‘ı korur. Nehrin ağzındaki kumsalın karşısında bulunan küçük teknelerin getirdikleri konuklar ünlü Kaunos harabelerini ziyaret ederler. Körfeze iyice sokulmuş Göcek Köyü ile gürültülü Fethiye Limanı, Fethiye Körfezi‘nin içindedirler. Fethiye‘nin güneyindeki Ölü Deniz‘in çakıllı kumsalı, benzeri görülmemiş güzellikteki küçük limanı korur. Küçük birer köy olan Kalkan ve Kaş‘I ziyaret edenler, batık şehri ve Osmanlı Kalesi‘ni görme şansını elde ederler. Mavi yolculuğun son durağı Antalya‘dır. Konuk tekne burada eski kasabanın gölgesine demir atar. İçindeki ziyaretçiler de Türkiye‘nin en büyük ve en ünlü yazlık şehirlerinden birinin gece yaşamından ve eğlence türlerinden örnekler yaşarlar. Bir çok uğrak limanının büyüleyici ve pırıl pırıl güzelliğinin yanısıra, Mavi Yolculuk sırasında, gulet tipi özel yapıdaki tekne ile pek çok yer gezilip görülebilir. İtalyanca‘daki “gouletta” sözcüğünden gelen “gulet”ler, geleneksel Akdeniz yelkenli teknelerinin çağdaş uyarlamalarıdır. Ege çamından yerel olarak inşa edilen guletin, geniş kaburgalı bir güvertesi ve geniş hacimli kabinleri vardır. Kaptan, aşçı ve tayfadan oluşan mürettebatı ve doğaya uyumlu görüntüsüyle guletler, turkuaz kıyıların keyfini çıkartmak için idealdir.
Denizi yüzlerinde hissetmek için yaratılmış deneyimli veya acemi denizciler, bu turkuaz suların keyfini çıkartabilmek için, kıyılardaki Kuşadası, Bodrum, Marmaris veya Antalya gibi belli başlı limanlardan; yat, üstü açık tekne, flotilla ve gulet gibi çeşitli türde tekneler kiralayabilirler.
Ege‘nin Türk kıyıları, doğası, tarihi ve konukseverliği ile, benzer yörelerden farklıdır. Buralara kolayca gelinebilir. Geldikten sonra da, modern dünyanın dert ve kederlerinden uzaklaşılır. Antik tarih, tenha koylar ve zamanın dışında kalmış köyler… Şehirlerin itiş kakışından ve telaşlı sayfiyelerden yalnızca kısa bir mesafedeki bu yerler, en yorgun konukların bile, biraları gelerek keşfetmelerine fırsat verir. Mavi Yolculuk, bir başka yerde asla görülemeyecek keşifler yapılacağını garanti eder.

23:44 - 13/6/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summer


Son Sayfa / End page Sonraki Sayfa / Other page



- Efes Menü
- Efes' e Nasıl Gidilir?
- Didim Menü
- Didim Haritası
- Didim Kamera Görünümleri
- Didim Mimari
- Didim Önemli Telefonlar
- Didim Eczaneleri
- Didim'e Nasıl Gidilir?
- Bodrum Menü
- Bodrum Genel Tanıtım
- Bodrum Kamera Görünümleri
- Bodrum Önemli Telefonlar
- Bodrum Eczaneleri
- Bodrum Mimari
- Bodrum'a Nasıl Gidilir?
- Bodrum Tarihi
- Kuşadası Menü
- Kuşadası Eczaneleri
- Kuşadasına Nasıl Gidilir?
- KUŞADASI ÖNEMLİ TELEFONLAR
- Efes Antik Kent
- Efes'teki kazılarda önemli bulgulara rastlanılıyor
- URLA - İZMİR
- Şelçuk Telefon Rehberi


merhaba
Yemek Nakliyat Boy Uzatma Okey betsson Sesli Chat dizi izle lazer epilasyon evden eve nakliyat Müzik Güzel Kızlar Rap Dinle Plastik Harbi Kız film izle